Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Kendini kandırmak en büyük meziyettir.

Dünyada çok ama çok az şeyi ölçüp herkes için anlamlandırılabilir cümlelere dökebiliriz. Ama bunlar insana dair şeylerse işler daha da zor. Düşünceleri, bakışları, duyguları O’na (insana), o ana/zamana özgüdür. İnsanın kendi içinde bile tutarlı bir değerlendirme ve yargılama kıstası yoktur.  Üzülür, yorulur ve yeri gelir vazgeçeriz.  Ama benim anlatacağım şey vazgeçmek değil yeniden başlamakla ilgili.

Bunları yazmamın bir sebebi var.  Ben kendini kandırma ustasıyımdır.  Bu kötü bir şey değil. Eğer şu an bunları yazabiliyorsam bunun sayesinde.

Geçen son 6-8 ayım umudumu, geleceğimi ve beklentilerimi bir kağıt parçasına yükleyip onunla okyanus geçirmeye harcadım.  Bir çok dahili ve harici engelleri aşıp tam da yola çıkacakken herşeyin bir anda tepe taklak olması, tüm planlarımı, geleceğe dair düşündüğüm üzerine inşaa ettiğim ne varsa sel sularına kapılıp gitti.  İçimde heves adına ne varsa yutulamayacak lokmalar gibi içime çöreklendi.

Her defasında beni hayretler içerisinde bırakan o duygu geldi.  Biraz ferahlamanın ardından beynim ardı ardına içinde bulunduğum durumun tüm artılarını (ki bir çoğu aslında  olumlu bile değildi)  bana sıralamaya başladı. İşte kendini kandırmak dediğim şey, aslında bakış açınızı, paradigmanızı ve o ana kadar kurduğunuz tüm kıstas ve değerlendirme kriterleri yerle bir etmektir. Karpuz kabuğundan gemiler yapıp bunları sula salıvermektir.

Herşeyin iyi olacağına dair yalanları sıralamaktır bu.  Belki kötü belki de yanlış ama o an yola devam etmeniz için gereken herşey bu yalanların içinde gizli.  Kendi içimde geçici olarak kurduğum bu durum beni yoluma devam etmem için gereken acı ilaçların tadına daha kolay alışabilmemi sağlıyor.

Neredeyse 10 aydır tek satır yazmadığım bu siteye/bloga bu uzun aradan sonra  yazacağım ilk yazının bundan çok farklı olacağını hayal etmiştim. Önemli deği artık :)  Yeni planlarım ve umutlarım var.   Umut etmek, hayal etmektir, gerçek olup olmayacağına bakmadan kendine yalan söylemektir.

Ek: Bu siteyi sadece mesleğimle ilgili yazılara değil artık kişisel yazılara da yer verecek şekilde değiştireceğim. Bu tasarımı da isteyen kullanabilsin diye ücretsiz olarak dağıtacağım.

  • 0 Comments
  • Filed under: Uncategorized
  • Friendfeed’ de sevgili İdris Cin sormuş “Web projelerinde kullanılabilirlik üzerine bazı kaynaklar şeklinde.  http://friendfeed.com/idriscin/b75adeb5/web-projelerinde-kullan-labilirlik-zerine-baz

    Ben de bu konuda takip ettiğim yabancı kaynakları paylaşmak istedim.

    http://architectures.danlockton.co.uk

    http://www.lukew.com/ff/

    http://www.informationdesign.org

    http://uipatternfactory.com

    http://boxesandarrows.com

    http://ui-patterns.com

    http://www.uie.com

    http://www.usabilitycounts.com

    http://dswillis.com

    http://www.usabilitypost.com

    http://www.uxmatters.com

    http://www.welie.com

    http://www.uxmag.com

    http://user-interface.alltop.com (Mustafa Dalcı’nın önerisi)

  • 0 Comments
  • Filed under: Uncategorized
  • Bana tasarım ne diye sorduklarında hep aynı cevabı verdim. Tasarım belirli formülleri olan, kuralları çizilmiş ama bunların içinde sınırsızlığı kendinizin çizeceği bir alan diyorum. Tasarım tarzlarının formülleri vardır, matematik gibi. Eğer iyi çözümlerseniz her tasarım tarzında üretim yaparsınız. Bir tasarımcının tarzı olamaz, olmamalı. Her arayüze aynı tarzda yaklaşamazsınız. Bu tasarımcının en büyük handikapıdır. Defalarca tekrarladım yine tekrarlayacağım tasarım (burada tasarımdan kastım hep interaktif alanda üretilmiş tasarımdır) problem çözmektir. Her problemi aynı formülle çözemezsiniz. Bu yüzden “benim tarzım” var diyen tasarımcı bilin ki belirli bir tasarım tarzının formülü ezberlemiş ve önüne gelen her probleme aynı formülü uygulamaya çalışan “kısır” tasarımcıdır. Hep aynı tarzda işler yapan tasarımcının savunması bu olamaz. Bu da size bir kötü tasarımcı anlama yolu olsun.

    Peki bir tasarımcı nasıl aynı tarzda üretim yapmaktan kurtulur? İhtiyaca göre tasarımı nasıl üretir? Bunun cevabı gözlem ve denemekten geçiyor. Ben gözlemi bir kaç aşamaya bölüyorum. İlk aşamada olabildiğince diğer tasarımcıların ürettiklerini takip etmek, tasarım portallarını gezmek, portfolyolara sürekli göz atmak, iyi işleri listeleyen tasarım listelerinde gezinmek ve bunu yaparken tek bir kaynağa bağlı kalmamak. Gözü geliştirmek kısacası. İyi gelişmiş bir göz ve bunun beraberinde şanslıysanız iyi bir görsel hafıza sizi bu mecrada üst sıralara kolayca taşır.
    Gözü geliştirmek ise tasarımlara sadece bakmakla olmamalı. Orada üretilen çözümün hangi problemin cevabı olduğunu anlamak gerekiyor. Hani derler ya burada şair ne anlatmak istemiş gibi. Burada tasarımcı neyi çözmüş? İyi dediğiniz işlerde “iyi de neden?” sorusunun altını doldurmaya başladığınızda gözünüz de gelişmeye başlıyor demektir.

    Bir de sadece ingilizce ile yetinmeyin. Belirli ülkelerin tasarımcıları bazı konularda oldukça başarılı olabiliyor. Benim gözüme bir ara ingiliz tasarımcılar, ardından polonyalı ve rus tasarımcılar çarpmıştı. Koreli tasarımcılar da özellikle flash ile iyi işler çıkartıyor ama fabrika gibi aynı şeyleri üretip üretip duruyorlar. Ufkunuzu açmak istiyorsanız japonları da ihmal etmeyin. Onlar bu dünyada yaşamadıkları için çok ama çok farklı yerlerden bakabiliyorlar olaya.

    Değişik alanlarda tasarımlara bakmayı ihmal etmeyin. Özellikle endüstriyel tasarım hiç beklemediğiniz cevaplar ve ilhamlar verebiliyor size. Mesela benim aklıma ilk olarak Philippe Starck ve Karim Rashid geliyor. Aynı şekilde moda tasarımcılarını da takip edin. Onlarda özellikle renk konusunda ilginç fikirler verebiliyor.

    Bir de benim “tasarım oyunu” dediğim bir şey var. Sıkıcı İstanbul trafiğinde geliştirdiğim bir şey. Trafikte gördüğüm objelerin bir türünü belirliyor ve hep aynı objenin nasıl farklı tasarlandıklarına bakıyorum. Sonra da kendimce en iyi 3 gibi bir liste yapıyordum. Trafikte olunca haliyle bunu en iyi otomobiller üzerinde deneyebiliyorum. Mesela kapı kollarını baz alıyorum ve gördüğüm her arabanın kapı kolunu inceliyorum. Emin olun o kadar çok farklı çözüm var ki ve gerçekten hayret edebileceğiniz. Mesela Alfa-Romeo’ların arka kapı koluna hayranımdır. Bmw’lerin farına, Volvo’ların arka bagaj bölümlerine vs. Bunlar da size oldukça ilham verici olabiliyor ve aynı zamanda sıkıcı trafikte eğlenceli de :)

    Görsel hafızadan kısaca bahsetmiştim. Bir tasarımcının olmazsa olmaz özelliği bu olmalı. Gördüğü bir tasarımı hatırlamalı, karşılaştırabilmeli vs. Bunu geliştirmek için ise şu çok bilinen basit oyunu oynayabilirsiniz. Hani bir sürü kart kapalıdır ve aynı olan 2 kartı eşleştirmeye çalışırsınız. Görsel hafıza aynı zamanda size inanılmaz bir avantajda sağlar. Her ne kadar tasarımcının tarzı olmaz ve olmamalı desem de her tasarımcının kendine ait ufak imzaları vardır. Bunları yakalayabilirseniz 1 kilometreden bir tasarımcının işini tanıyabilirsiniz.

    Ben aynı tarzda iş üretmekten çekinen ve bunun olmamaması için çok çalışan bir tasarımcıyım. Eğer belirli bir tarzda iş üretmeye başladığımı farkedersem bunu kırmak için bir süre tasarım dahi yapmadığım oluyor. Mesela bazı fontlara inanılmaz hayranlığım var ve bu da işlere yansıyor. Bunu kırmak için o fontu kullanmamak için font klasöründen o fontu sildiğim bile oldu. Ayrıca trendleri takip etmek iyi gibi görünsede sizi kısıtlayabilir ve kısır-tarz döngüsüne sokabilir.

  • 3 Comments
  • Filed under: Uncategorized
  • Tasarımcınıza güvenin!

    Tasarımcıların yaptıkları işin sadece göze güzel görünen bir tasarım yapmak olduğunu sanıyorsanız oldukça yanılıyorsunuz.  Tasarım problem çözmek gibidir.  İyi bir tasarımcı problemin kaynağını ve çözümün nasıl olması gerektiğini sorgular ve size çözüm üretir.

    Bir çok web projesinde en büyük sıkıntı zamanlamaların kayması ve hesapta olmayan değişikliklerin ekibin bir mehter takımı gibi bir ileri bir geri gitmesidir.  Bunun en büyük sebebi planlama aşamasında tasarımcıya yeterli konuşma ve değişiklik hakkı verilmemesi,  asıl işin hep yazılım tarafında çözüleceğini düşünmekten kaynaklanıyor. Ya da yukarıda belirttiğim gibi tasarımcının sadece tasarım yapacağı varsayılıyor.   Bunun tabii bir de tasarımcı yönü var.

    Yazılım mimarisinden anlamayan, web teknolojisinin dinamiklerinden bir haber tasarımcılar projenin ve yazılımcıların baş düşmanıdır. Çünkü ürettiği tasarımın dinamikler üzerinden ilerler ve bu dinamiklerin işleyişini bilmiyorsa ürettiği tasarım hiç bir zaman tam bir çözüm olamaz.  Tasarımcı temel xhtml ve css bilmeli, veritabanı ve ön yüzün birbirleriyle nasıl iletişim kurduğunu anlamalıdır. İyi bir tasarımcı bir giriş formu tasarlarken, kullanıcının yanlış şifre girdiğinde hata mesajının çıkacağını hesaba katan ve buna göre tasarımını o yönde düzenleyendir.

    Eğer projenizde çalışan tasarımcı bu özellilere sahipse, ona yeterli söz hakkı vermeniz ve tasarımı onun hakim olduğu bir alan olarak kabul edip bu işin kişisel zevk ve renklerden çok daha fazlası olduğunu görürseniz, projenizin yazılım ve geliştirme aşamasında o kadar rahat eder ve bir o kadar geri dönüş yaşamadan sonlandırırsınız.

    Tasarımcınıza güvenin.  Çünkü o sizden çok daha fazla problem çözmüştür.

  • 4 Comments
  • Filed under: Uncategorized