29 Jan
Bana tasarım ne diye sorduklarında hep aynı cevabı verdim. Tasarım belirli formülleri olan, kuralları çizilmiş ama bunların içinde sınırsızlığı kendinizin çizeceği bir alan diyorum. Tasarım tarzlarının formülleri vardır, matematik gibi. Eğer iyi çözümlerseniz her tasarım tarzında üretim yaparsınız. Bir tasarımcının tarzı olamaz, olmamalı. Her arayüze aynı tarzda yaklaşamazsınız. Bu tasarımcının en büyük handikapıdır. Defalarca tekrarladım yine tekrarlayacağım tasarım (burada tasarımdan kastım hep interaktif alanda üretilmiş tasarımdır) problem çözmektir. Her problemi aynı formülle çözemezsiniz. Bu yüzden “benim tarzım” var diyen tasarımcı bilin ki belirli bir tasarım tarzının formülü ezberlemiş ve önüne gelen her probleme aynı formülü uygulamaya çalışan “kısır” tasarımcıdır. Hep aynı tarzda işler yapan tasarımcının savunması bu olamaz. Bu da size bir kötü tasarımcı anlama yolu olsun.
Peki bir tasarımcı nasıl aynı tarzda üretim yapmaktan kurtulur? İhtiyaca göre tasarımı nasıl üretir? Bunun cevabı gözlem ve denemekten geçiyor. Ben gözlemi bir kaç aşamaya bölüyorum. İlk aşamada olabildiğince diğer tasarımcıların ürettiklerini takip etmek, tasarım portallarını gezmek, portfolyolara sürekli göz atmak, iyi işleri listeleyen tasarım listelerinde gezinmek ve bunu yaparken tek bir kaynağa bağlı kalmamak. Gözü geliştirmek kısacası. İyi gelişmiş bir göz ve bunun beraberinde şanslıysanız iyi bir görsel hafıza sizi bu mecrada üst sıralara kolayca taşır.
Gözü geliştirmek ise tasarımlara sadece bakmakla olmamalı. Orada üretilen çözümün hangi problemin cevabı olduğunu anlamak gerekiyor. Hani derler ya burada şair ne anlatmak istemiş gibi. Burada tasarımcı neyi çözmüş? İyi dediğiniz işlerde “iyi de neden?” sorusunun altını doldurmaya başladığınızda gözünüz de gelişmeye başlıyor demektir.
Bir de sadece ingilizce ile yetinmeyin. Belirli ülkelerin tasarımcıları bazı konularda oldukça başarılı olabiliyor. Benim gözüme bir ara ingiliz tasarımcılar, ardından polonyalı ve rus tasarımcılar çarpmıştı. Koreli tasarımcılar da özellikle flash ile iyi işler çıkartıyor ama fabrika gibi aynı şeyleri üretip üretip duruyorlar. Ufkunuzu açmak istiyorsanız japonları da ihmal etmeyin. Onlar bu dünyada yaşamadıkları için çok ama çok farklı yerlerden bakabiliyorlar olaya.
Değişik alanlarda tasarımlara bakmayı ihmal etmeyin. Özellikle endüstriyel tasarım hiç beklemediğiniz cevaplar ve ilhamlar verebiliyor size. Mesela benim aklıma ilk olarak Philippe Starck ve Karim Rashid geliyor. Aynı şekilde moda tasarımcılarını da takip edin. Onlarda özellikle renk konusunda ilginç fikirler verebiliyor.
Bir de benim “tasarım oyunu” dediğim bir şey var. Sıkıcı İstanbul trafiğinde geliştirdiğim bir şey. Trafikte gördüğüm objelerin bir türünü belirliyor ve hep aynı objenin nasıl farklı tasarlandıklarına bakıyorum. Sonra da kendimce en iyi 3 gibi bir liste yapıyordum. Trafikte olunca haliyle bunu en iyi otomobiller üzerinde deneyebiliyorum. Mesela kapı kollarını baz alıyorum ve gördüğüm her arabanın kapı kolunu inceliyorum. Emin olun o kadar çok farklı çözüm var ki ve gerçekten hayret edebileceğiniz. Mesela Alfa-Romeo’ların arka kapı koluna hayranımdır. Bmw’lerin farına, Volvo’ların arka bagaj bölümlerine vs. Bunlar da size oldukça ilham verici olabiliyor ve aynı zamanda sıkıcı trafikte eğlenceli de :)
Görsel hafızadan kısaca bahsetmiştim. Bir tasarımcının olmazsa olmaz özelliği bu olmalı. Gördüğü bir tasarımı hatırlamalı, karşılaştırabilmeli vs. Bunu geliştirmek için ise şu çok bilinen basit oyunu oynayabilirsiniz. Hani bir sürü kart kapalıdır ve aynı olan 2 kartı eşleştirmeye çalışırsınız. Görsel hafıza aynı zamanda size inanılmaz bir avantajda sağlar. Her ne kadar tasarımcının tarzı olmaz ve olmamalı desem de her tasarımcının kendine ait ufak imzaları vardır. Bunları yakalayabilirseniz 1 kilometreden bir tasarımcının işini tanıyabilirsiniz.
Ben aynı tarzda iş üretmekten çekinen ve bunun olmamaması için çok çalışan bir tasarımcıyım. Eğer belirli bir tarzda iş üretmeye başladığımı farkedersem bunu kırmak için bir süre tasarım dahi yapmadığım oluyor. Mesela bazı fontlara inanılmaz hayranlığım var ve bu da işlere yansıyor. Bunu kırmak için o fontu kullanmamak için font klasöründen o fontu sildiğim bile oldu. Ayrıca trendleri takip etmek iyi gibi görünsede sizi kısıtlayabilir ve kısır-tarz döngüsüne sokabilir.
"Tasarım, tarz, gözü geliştirmek ve görsel hafıza." icin 3 Yorum var-
Özgür IŞIK / oztecnic
January 29th, 2009 at 4:36 am
1
-
Ceyhun AKSAN
April 26th, 2009 at 6:21 am
2
-
Engin TURAN
September 22nd, 2009 at 11:06 am
3
İnsanın kendini tekrar etmemeye çalışmaması, yenilikleri takip etmesi, birbirinden farklı sorunlara farklı bakış açılarıyla getirilmiş çözümleri incelemesi, kısacası kübe altı yönden bakmaya çalışması tasarımcının ortaya koyacağı ürünü zenginleştirmesinin gerekleridir.
Ama günümüz çalışma koşulları, zaman-para ve müşteri ilişkileri çerçevesinde bunları uygulamaya ne kadar fırsat bulabiliyoruz, kaçımız bu özgürlüğe sahibiz soru işareti olarak karşımızda duruyor.
Burak, güzel bir yazı olmuş, ufak eleştiriler yerinde. Ancak şu var ki, tarzı bir ölçüde de yazının sonunda da söylediğin gibi bir imza niteliği taşıyor ise mantıklı ve hoştur. “eğer imza çalışmanın önüne -çözümün- geçiyor ise evet burada sorun var demektir” diyebiliriz sanırım :)
Merhaba ben bu işe yeni girdim bu sektör üzerinde yeteneğimin olduğu söyleniyor programları kullanmak yada z brush programında model tasarlama konusunda tabiki , tasarımcı yönüme pek güvenmiyorum bu konuda kendimi nasıl geliştirebilrim yani aklımdan güzel fikirler geçse bile onları boş sayfaya aktarma konusunda sıkıntı çekiyorum ve bu yüzden de sinir ve stres iyi derecede artıyor , yada benmi biraz sabırsızım tabi yaşam şartları zor olduğundan dolayı bu konuda hızlı olmak zorunda olmam da beni bi hayli zorluyor bu konuda biraz bilgilendirirseniz çok sevinirim saygılar sevgiler
Yorumunuz: