Kişisel olarak hayata ve teorime de uyan bir simulasyon görüşüm vardır. Hayat döngüsünü üçgeni simulasyon kavramıyla açıklarım. Bu teoremimim mesleğimle de uyuşan bir çok yönü var.  Simulasyon latince simulare kelimesinden türemiştir. Kısaca taklit etmektir. İnsan ilk nefesini aldığından itibaren gözlemlemeye ve örneklendirmeler yapmaya başlar. Sırasıyla tanıma-yorumlama-kopyalama süreci işler. Rol model olarak önce anne-babasını gözönüne alır. Onları simule eder kendi hayatında. Kız cocuğunun annesinin makyaj malzemeleriyle makyaj yapması ya da erkek çocuğunun tıraş olmaya çalışması bir simulasyon denemesidir. Bu süreç ölüme kadar sürer. Ebeveynlerin de çocuk sahibi olması bir simulasyondan öte bir şey değildir. Çocuk sahibi olarak tanrıyı simule etmek isterler. Bir kitap yazar için neyse neslin devamı da aynı şeydir. Soyadı devamı, nesil, ırk ne derseniz diyin.  Bana göre simulasyondur.  Reklamlar simulasyonu desteklemekten başka bir şey değildir. Ürünlerle,filmlerle, müziklerle ancak hayalinizdeki hayatı simule edersiniz, etmeye çalışırsınız. Evinizde akvaryumda balıkları beslemek okyanus hayatını, köpek-kedi beslemek hayvanlarla içiçe bir ortamı simule eder. Platon’un idealler dünyası gibidir hayat.  Dünyadaki en büyük simulasyonu internet bugüne kadar yapılmış ve en çok katılımlı simulasyon denemesidir. Gerçek hayattaki herşeyi orada simule etmeye çalışırız.  Hemen hemen herşeyin bir simulasyon karşılığı vardır. Her simulasyon kendi içerisinde kendine özgü değerleri ve kriterleri oluşturur.  Dahil olduğunu büyük resimle ilişkisi simulasyonun bir anlamda değersizliği aynı zamanda değeridir. Gün gelecek simulasyon onu oluşturan gerçekliği de kapsayarak kendi gerçekliğini kabul ettirip simulasyon yaftasından kurtulmuş olacaktır.  Aynı şu an yaşadığımız hayat gibi. Bu fikirlerin arabirim ve tasarımla ilişkisini merak eden ve yazının bu kısmına kadar sabırla gelen arkadaşlar için cevabınız bu satırlardan sonra. Gönül rahatlığıyla devam edebilirsiniz.

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur.(hadid-20)”

Temelde sistemler giriş-gelişme-sonuç gibi etki-gelişim-tepki ayaklarına sahiptir. İlk hareket uyarıcısından sonra sistem belirli bir şekilde ilerler ve bir çıktı oluşturur. Bunun sağlıklı işlemesinin ilk adımı “girdi” nin sağlık bir şekilde iletilmesi ile başlar.  Interaktif bir ortamda bu işleyişin doğru işlemesi için gerçek hayatda bu sürecin incelenmesi gerekiyor. Çünkü az önce bahsettiğimiz gibi biz gerçek hayattaki süreci simule etmeye çalışıyoruz. Bir simulasyon örnek aldığı ideale ne kadar yakın durursa o kadar başarılıdır.  Hiç düşündünüz mü? Neden navigasyon yapıları boyutlu ya da dokulu gibi durduklarını? Çünkü gerçek hayattaki arabirim yapıları bu şekilde de ondan. En basit şekilde bir radyonun açma-kapama düğmeleri, istasyon ayar yuvarlağı, ses yükseltme-alçaltma düğmeleri bunlar hep fiziksel olarak el ile kumanda edilebilecek şekilde ve kullanıcıya düğmelerin fiziksel hareket anlamında bir aksiyonda olduklarını ve bir süreci başlatacağını bunun sonucunda da bir çıktı oluşturacağını söyler.   Interaktif sistemde gerçek fiziksel bir kullanım söz konusu olmadığı halde kullanıcıya bu hissi vermek için arabirimler bu anlamda bulunduğu konumdan farklılaşmak zorundadır. Kullanıcıya bir aksiyoma gireceğini, oraya tıkladığı ya da ilgili yere imlecini getirdiğinde bir aksiyon başlayacağını aynı gerçek bir radyonun açma kapama düğmesi gibi baştan  gösterebilmelidir.  Bu anlamda gerçeğin simulasyonu olarak her gün geldiğinizi duyurmak için çaldığınız zil düğmesi ile e-postanıza girmek için bastığınız giriş butonu arasında gerçek-simulasyon ilişkisi vardır.

Aynı arabirim sistemin durumu hakkında da bilgilendirme servisi şeklinde çalışır. Düğmenin konumu, aldığı fiziksel durum sistemin hangi evrede olduğunu anlatır. Çalışıp çalışmadığını anlamanız için bir çok “çıktı”nın olduğu sistemlerde bile kullanıcıya bunu başka bir yol ile anlatan bir çok sistem vardır çevrenizde. Radyo örneğinde olduğu gibi çalıştığını göstermek için kırmızı ışığın yeşile dönmesi gibi. Bir radyonun çalışıp çalışmadığını anlamak için ses olup olmaması en temel göstergedir. Neden o zaman bir ışıkla bunu sistem kullanıcıya açıklama isteğinde olsun? Radyonun sesi kısık olabilirde o yüzden. :) Bir arabirimi tasarlarken bu gibi şeyleri görmek ancak farklı bir bakış açısı ve süreci öykülendirme yani senaryolaştırma kullanımıdır. Yıllar önce gidilen sayfada o bölümün butonunun diğer butonlardan ayrı olması gerektiğini ısrar ettiğimde ilgili arkadaşlarım ne gerek var diye bana sormuştu. Zaten kullanıcı o butona basıp o bölüme gelmiyor muydu? ne gerek vardı ki rengini değiştirmeye. İşte basit bir mantıkla gereksiz görünebilir ama aslında çok basit bir örnekle bunu açıklayabiliriz.  Burada at gözlükleriyle sisteme bakmamak lazım. En çok yapılan hatalardan biridir. Simulasyon çevrenin koşulları dikkate alınmadan yapılırsa başarısız olur ve çöker.  Çok az kişi aynı anda sadece bir web sitesiyle ilgilenir. Bir çok web sitesinden gezinebilir. Bir tarafta e-postasına giriş yaparken diğer tarafta ilgilendiği yazarın o gün yazdığı makalesine bakmak için gazetenin yazarlar kısmına girebilir. Mesajlaşma sisteminden arkadaşıya selamlaştıktan ve e-postasına bakıp tekrar haber sitesine döndüğünde o kişiye olduğu sayfanın bilgisinin verilmesi gerekir. O butona bastığını ve ilgili yere geldiğini. Yani radyonun açık olup olmadığını anlamak için sesi açmak zorunda kalmamalı.  Arabirim bu bilgiyi kullanıcıya hemen verebilmelidir.

Bu anlattıklarımın daha doğru şekilde örneklendirmek için bundan sonra en çok yapılan arabirim hataları ve doğru yapılar üzerinde gerçek örnekler üzerinden ilerleyeceğim. Tasarımın sadece renk seçimi ve efektlerden ibaret olmadığını, tasarımsal kaygıların hiç bir zaman işleyiş ve amaçların önüne geçmemesi gerektiğini kendi bildiklerim çerçevesinde anlatmaya çalışacağım. Aynı şekilde bende herkes gibi halen ve hergün öğreniyor ve tecrübe ediyorum. Gelecek yazımda görüşmek üzere.