Bir önceki yazımda belirttiğim gibi bir web sitesinin ya da arabirimin tasarımına başlamadan önce mutlaka atılması gereken bazı adımlardan söz etmiştim.  Buradaki adımlar içerik, işleyiş (süreç) ve kullanıcı tabanına göre düşünülüp belirlenmelidir. Genelde tasarımcıların yaptığı en büyük hata sitenin kullanımının bir süreçle yürüdüğünü unutup tekil aksiyonlara takılı kalmalarıdır.  Senaryo oluşturmadaki amaç bu süreçin tasarımcının beyninde canlandırılmasında ve kullanıcı ile empati yapmasında büyük kolaylıklar sağlamasıdır.  Senaryoların temelinde kullanıcı alışkanlıkları yatmaktadır. Bir web sitesini ziyaret eden kullanıcıların büyük çoğunlu güdümlü kullanıcılardır. Yani siteye girmeden önce yapmak istediği hareket ya da süreç hakkında karar vermiş olmasıdır. Tasarımın ve navigasyonun en büyük görevi burada kullanıcıya bu karar verdiği süreç boyunca yönlendiri, yardımcı olması ve hedefe yönelik bir yapıyla işlevini yerine getirmesidir.  Tasarım içerikle beraber hiç bir şey bilmeyen kullanıcı ile nerede olduğunu ve ne yaptığını bilen kullanıcıya aynı anda hizmet verebilmelidir.

Peki bir arabirim kullanıcıya nasıl yol gösterir ya da nasıl hedefine ulaşmasında yardımcı olur. Kullanıcı siteye girdiği zaman herşeyi görmez. Gözün tam olarak algıladığı alan gerçekte çok kısıtlıdır. Bu yüzden içerik, arabirim ve diğer görsel öğelerin dizilimi, birbirleriyle olan ilişkisi çok ama çok önemlidir.  Bu noktayı unutmamak gerekiyor çünkü odaklandığı alan dışında gözün diğer alanları görmesi beynin o alanları tam olarak algılaması demek değildir. (bkz: bakmakla gormek arasindaki fark )

Kullanıcının gerçekte gördüğü alan.

Kullanıcının bir noktaya baktığında gerçekte algıladığı görüntü.

Geçen yıllarda bir üniversitede yapılan bir araştırmada kelimelerden harflar eksiltiğinde ya da yerleri değiştirildiğinde bile insanın çok rahat bir şekilde okumayı sürdürdüğünden bahsediyordu. Aslında gerçekte bir okumanın yapılmadığını burada beynin aynı google suggest ya da cep telefonlarındaki t9 sözlük mantığında leb dediğinizde leblebiyi tanımlamasında yattığını düşünüyorum. Aynı şekilde kullanıcı bildik bir tasarımda bakmasa bile beynin o bölümlerini tamamladığını ve kullanıcıya orada ne olduğunu hatırlattığını varsayabiliriz.

Yukarıdaki site görüntüsünde navigasyonun ve içeriğin birbirinden çok fazla ayrışmadığını bu yüzden beynin aslında bakılmayan bölümü yorumlamasının çok başarısız olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden bir siteyi tasarlarken nerenin içerik nerenin bir eyleme sahip olduğunu kullanıcıya ilk bakışta aktarabilmek arabirimin başarısının ilk adımıdır.  Aslında tasarımcının bu ilk adımı başarılı yapmasının önünde çok büyük bir engel vardır. Çünkü tasarımcı içeriği öğrenmiş ve arabirimi mecburen ezberlemiştir. Gözü kapalı dahi olsa nerede neyin olacağını bilmektedir. Kullanıcı ile empati yapması için olası senaryoları hazırlamalı ve bunu test siteyi ilk defa kullanacak kişiler üzerinde test etmelidir.

Bu noktada tutarlılıkdan bahsetmek çok da yanlış olmaz.  Tutarlılık sitenizin ilk girişten itibaren kullanıcıya verdiği yapı bilgisinin en basit sayfasında dahi birebir devam ettirilmesidir. İlk başta buton görevi verilen bir yapı bir başka yerde hata mesajı vermek için kullanılmamalıdır. Yani içerik ile arabirimin ayrışması, kullanıcıya nereye tıklarsa bir eyleme geçileceği nerede eyleme geçilmeyeceğinin, nerenin içerik, nerenin kullanıcıya bu içerik içerisinde yolunu bulması için verilmiş araçlar olduğunu belirtilmesidir.  Kullanıcı bir önceki sayfada tecrübe ettiği gibi o alanın tıklanabilir ve bir noktaya ulaşılabilir olduğunu varsayıp bu bilgiye göre davrandığında beklentisinin boşa çıkarılması ile kötü kullanıcı deneyimi ile karşılaşmış oluruz. Tutarlılık sadece arabirim ve içeriğin ilişkisinde değil hemen hemen her noktada dikkat edilmesi gereken bir konudur. Hata mesajlarının türü, nerede çıktığı her noktada aynı olmalıdır. Bir sayfada hata mesajını javascript uyarı penceresi ile verirken bir sonraki ekranda sitenin içerisinde yazmanız kullanıcının hatayı farketmemesi ve bocalaması ile sonuçlanır.